Kaldırma Operasyonlarında Görmezden Gelinen Kritik Riskler**
İzmir Aliağa’daki bir gemi söküm tesisinde meydana gelen ve bir çalışanın hayatını kaybettiği iş kazası, tersanelerde ve ağır sanayi sahalarında yürütülen yük kaldırma operasyonlarının ne kadar yüksek risk içerdiğini bir kez daha gündeme getirdi. Kamuoyuna yansıyan haberlerde kazaya ilişkin sınırlı teknik bilgi yer alırken, olayın gerçek kök nedenlerinin ancak detaylı saha incelemesi ve teknik analizle ortaya konulabileceği biliniyor.
Bu yazıda yer alan değerlendirmeler, söz konusu kazaya dair kesin bir tespit içermemekte; Türkiye’de ve yurt dışında, binlerce kişinin aynı anda çalıştığı büyük ölçekli şantiyelerde yürütülen kaldırma operasyonlarında yapılan saha gözlemleri ve uygulama tecrübelerine dayanan olası risk alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Asılı Yük Altında Durulmaması: En Net Kural, En Sık İhlal
Kaldırma operasyonlarında evrensel ve tartışmasız bir kural vardır:
Asılı yük altında durulmaz.
Bu kural, neredeyse tüm talimatlarda, eğitimlerde ve lifting planlarda açıkça yer almasına rağmen, saha uygulamalarında en sık ihlal edilen kurallardan biridir. Zaman baskısı, işin “rutin” hale gelmesi veya kontrolsüz alan kullanımı nedeniyle çalışanların asılı yük altında bulunması, kaldırma kazalarını doğrudan ölümcül hale getiren temel faktörlerden biridir.
Asılı yük altındaki risk, ekipman arızası olsun ya da olmasın, tek başına kabul edilemez bir tehlike oluşturur.
Vinç Kancası ve Emniyet Mandalı Gerçekten Güvenli miydi?
Kaldırma kazalarının önemli bir kısmında, vinç kancasına ait emniyet mandalı (safety latch) ile ilgili sorunlar dikkat çekmektedir.
Sahada sıklıkla karşılaşılan problemler şunlardır:
- Emniyet mandalının kırık veya işlevsiz olması
- Mandalın bilerek devre dışı bırakılması
- Yapılan işe uygun olmayan kanca tipinin kullanılması
Bu tür uygunsuzluklar çoğu zaman “küçük detay” olarak görülse de, yükün kontrolsüz şekilde boşalmasına neden olarak kazayı kaçınılmaz hale getirebilir.
Her Kullanım Öncesi Kontrol: Prosedür mü, Alışkanlık mı?
Kaldırma ekipmanları için “her kullanım öncesi kontrol” zorunluluğu, uygulamada çoğu zaman sadece bir prosedür maddesi olarak kalmaktadır.
Oysa etkin bir kontrol;
- sapan, şakül, mapa ve kancaların kondisyonunun gözle ve bilinçli şekilde incelenmesini,
- deformasyon, aşınma ve sertifikasyon durumlarının değerlendirilmesini,
- uygunsuzluk halinde işin durdurulmasını
gerektirir.
Kayıt üzerinde yapılmış görünen kontroller, sahada gerçekten uygulanmadığı sürece koruyucu değildir.
İş Onayı ve Lifting Planlar: Yetki Zinciri Net mi?
Büyük şantiyelerde aynı anda çok sayıda lifting planın uygulandığı durumlarda, iş onayı ve sorumluluk zincirinin netliği hayati önem taşır.
Şu soruların açık cevapları olması gerekir:
- Lifting planı kim tarafından hazırlanmıştır?
- Kim tarafından teknik ve İSG açısından kontrol edilmiştir?
- Nihai onayı kim vermiştir?
- Sahada plan dışı bir değişiklik olmuş mudur?
Planın sahadaki gerçek uygulamayla örtüşmemesi, en sık karşılaşılan zayıflıklardan biridir.
Rüzgâr Limiti Tartışması: Sayıdan Çok Yönetim Sorunu
Türkiye’de tersanelerde yük kaldırma işlerine ilişkin net bir rüzgâr limiti mevzuatı bulunmaması, uygulamada farklı yaklaşımlara yol açmaktadır. Ancak sahada yaşanan kazalar, asıl problemin çoğu zaman “rüzgâr kaç km/sa?” sorusu olmadığını göstermektedir.
Asıl kritik noktalar şunlardır:
- Rüzgâr ölçümü yapıldı mı?
- Yükün rüzgâr alanı (yelken etkisi) değerlendirildi mi?
- Belirlenen eşik aşıldığında iş gerçekten durduruldu mu?
Rüzgâr, ancak ölçüldüğü, sınırlandırıldığı ve yönetildiği sürece anlamlı bir güvenlik parametresidir.
Sonuç: Kontrol Gerçekten Sahada mıydı?
Bu tür kazalarda amaç, olay gerçekleşmeden sonra suçlu aramak olmamalıdır. Ancak her ölümlü iş kazası, şu sorunun tekrar sorulmasını zorunlu kılar:
Kontrol gerçekten sahadaydı mı, yoksa kontrolün var olduğu mu varsayıldı?
Kazanın kesin nedeni, yetkili makamların yapacağı teknik incelemeler sonucunda netleşecektir. Ancak sahada uzun yıllardır gözlemlenen bu temel zayıflıklar giderilmedikçe, benzer kazaların yaşanması ne yazık ki kaçınılmaz olmaya devam edecektir.




